Tarihte Toprak ve Üretim

6 Aralık 2012 Perşembe

Tarih boyunca toprağın kullanılması işlenmesi nasıl olmuştur?

Tarih boyunca devletlerin gelişmesinde ve güçlenmesinde ekonomi önemli bir etken olmuştur. Tarım, ticaret, sanayi ekonomik faaliyetlerin başında gelmektedir. Günümüzden 12 bin yıl önce göçebe insan toplulukları, buzul çağının ardından gelen daha elverişli iklim koşulları sayesinde sayıca çoğalmaya başladı. Bu durum insanların doğada hazır bulduklarından daha fazla yiyeceğe gereksinim duymasına yol açtı. İnsanlar yiyecek gereksinimlerini karşılamak için daha önceleri doğadan topladıkları buğday ve arpa tanelerini ekip biçmeye başladılar. Tarımsal üretimle birlikte insanlar binlerce yıldır sürdürdükleri göçebe hayat biçiminden yerleşik yaşama
geçtiler. Günümüzden yaklaşık 10 bin yıl önce yeryüzünde tarım yapılan ilk köyler Güneydoğu Anadolu’da ve Kuzey Suriye’de görülmeye başladı. O günden itibaren toprak insanların en değerli varlığı oldu. Toprak; üzerinde yaşanılan yiyeceklerin, giyeceklerin ve kullanılan pek çok eşyanın elde edildiği bir varlıktı.
Toprağın üretimdeki yeri tarih boyunca önemini korudu. Devletler topraktan en yüksek verimi elde etmek için toprak yönetimine önem verdiler. Hititlerde toprağın tanrılara ve krallara ait olduğu kabul edilirdi. Hititler Anadolu’da tımar sistemine benzer bir yönetim uyguladılar. Toprak komutan ve valilere verilirdi. Bu görevliler besledikleri askerlerle savaşa katılırlardı.
Selçuklularda ev, bahçe, ağıl gibi mülkler, halkın özel mülkiyetindeydi. Tarım arazisi, ormanlar, yaylaklar ve otlaklar ise devletim malıydı. Geniş ülke toprakları ise has, ikta ve haraci olmak üzere üçe ayrılmıştı. Has ve haraci topraklardan elde edilen vergiler, doğrudan devlet hazinesine girerdi. İkta topraklardan elde edilen vergiler ise ikta sahibine ödenirdi. İkta topraklar, maaş karşılığı olarak ordu mensuplarına dağıtılan topraklardı. İkta sahibi devlet hizmetinden ayrılırsa iktası da elinden alınırdı. Hükümdar ölür ya da değişirse iktalar yeniden dağıtılırdı. İkta sahipleri toprakları işlemekte olan köylülerden vergileri toplar, elde ettiği gelirin bir kısmıyla kendi geçimini sağlar, bir kısmıyla da atlı asker beslerdi. İkta sahibi miktarı belirlenen vergiden daha fazlasını halktan isteyemezdi. Aksi durumda halk sultana veya Büyük
Divana başvurup şikâyette bulunabilirdi.
Osmanlılarda da toprağın gerçek sahibi devletti. Devlet bu geniş toprakların yönetimi ve üretimin sürekliliğini sağlamak için çok iyi işleyen bir sistem geliştirdi. Devlet, birtakım hizmetler yapan görevlilere maaş yerine toprakların bir kısmını dağıtırdı. Bu görevliler de topraktan elde ettikleri gelirin bir kısmıyla kendi geçimlerini sağlar, bir kısmını da devlete vergi olarak gönderirlerdi. Osmanlı Devleti’nde uygulanan bu sisteme tımar sistemi denilmekteydi. Dağıtılan topraklardan yıllık geliri 20.000 akçeye kadar olanlar askerî dirliklerdi ve bu topraklara tımar adı verilirdi. Sipahi (atlı asker) adı verilen tımar sahibi, bu toprakların sahibi değil sadece halkın devlete ödemekle yükümlü olduğu vergiyi toplamakla görevli kişiydi. Tımar sahiplerinin; vergileri düzenli olarak toplamak, toprağın devamlı işlenmesini dolayısıyla üretimin devamlılığı
sağlamak ve bölgelerinde güvenliğin sağlamak gibi görevleri vardı. Devlet, üretimin devamlılığı için toprağından ayrılan köylülerden vergi alırdı. Tımar sahipleri, elde ettikleri gelirin bir kısmıyla cebelu adı verilen atlı asker beslemek ve savaş zamanlarında bu askerlerle savaşa katılmak zorundaydı.

0 yorum:

Yorum Gönder

 
 
 

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı